SÖZLEŞME GÖRÜŞMELERİNDEN DOĞAN SORUMLULUK

SÖZLEŞME GÖRÜŞMELERİNDEN DOĞAN SORUMLULUK

 

SÖZLEŞME GÖRÜŞMELERİNDEN DOĞAN SORUMLULUK

(CULPA IN CONTRAHENDO)

 

            Türk ve İsviçre Borçlar Kanunu sorumluluk hukuku açısından, klasik Roma Hukukunda bulunan ikili bir yapıya göre düzenlenmiştir. Bu yapılar “haksız fiil sorumluluğu” ve “sözleşme sorumluluğu” dur. Haksız fiil sorumluluğunun kaynağı, objektif ve soyut olan hukuk kurallarının herkese yüklemiş olduğu yükümlülüklerin ihlali nedeniyledir. Sözleşme sorumluluğunun esası ise, hukuka aykırılık değil borca aykırılıktır.

 

            Bu ikili sorumluluk görüşü, günümüz koşullarında oluşan sosyo-ekonomik hayat koşullarının içerisinde karmaşık hale gelen hukuki ilişkilerin neden olduğu meselelerin çözümü konusunda yeterli değildir. Gerçektende hızlı bir şekilde gelişen iş ve ticari hayat içerisinde ne tam olarak hukuka aykırı kabul edilebilen ne de borca aykırılık unsuru taşıyan ama yinede bir kimsenin zarara uğramasına neden olan olaylar olmaktadır. Hakkaniyet gereği, oluşan zararın zarar gören kimsenin üzerine bırakmak değil zararın oluşmasına sebebiyet verene yükletilmesi ve tazmin edilmesi gerekir.

 

            Bu şekilde oluşan hakkaniyete aykırılık konusu hukuk doktrininde ve uygulamada uzun bir süre tartışılmıştır. Haksız fiil veya sözleşme kurallarına aykırılık olarak değerlendirilemeyen bu gibi zarar verici davranışların sorumluluk hukukun konusu haline getirilmesi nasıl olacaktır? Makalemin konusu culpa in contrahendo nedir? Bu konudaki görüşler nelerdir? Ve Türk hukuk sistemi hangi görüşü benimsemiştir.

 

 

 

 

 ANAHTAR KELİMELER:  Türk Borçlar Kanunu

                                              Sözleşme Öncesi Sorumluluk

 

 

 

 

 

 

            1-GİRİŞ

 

            Sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk, sözleşmenin kurulmasından önceki safhada görüşenlerden birinin veya yardımcılarının, diğer görüşmeciye veya onun koruma alanında bulunan diğer kişilere, aralarında dürüstlük kuralına dayalı olarak kurulmuş bulunan sözleşme benzeri güven ilişkisine aykırı davranarak vermiş olduğu zarardan sorumluluktur1f.

 

             Bilindiği gibi taraflar arasında kurulan sözleşmeler bir anda oluşmaz uzun bir süreci kapsar, bir anda kurulup meydana gelen bir hukuki işlem değildir. Sözleşme kurulmasından önceki aşamada sözleşen taraflar sözleşmenin içeriği, şartları, kapsadığı hak ve yükümlülükler üzerinde birbirleriyle görüşmeler yaparlar; bu yapılan görüşmelerin uzun veya kısa sürmesi önemli değildir. Peki görüşmelerin başlamasıyla görüşenler arasında hukuki bir ilişki kurulmuş mudur?  Bu sorunun cevabı evet kurulmuştur. Bu ilişki sözleşme benzeri bir güven ilişkisidir. Bu güven ilişkisi Türk Medeni Kanunumuzun 2/1. Maddesinde düzenlenmiş olan dürüstlük kuralına dayanır. Buna göre görüşmeler esnasında görüşenlerin sözleşmenin içeriği ve şartları hakkında birbirlerin aydınlatması ve dürüstlük kuralına uygun davranması, birbirlerinin kişilik ve mal varlığı değerlerine zarar vermemek için gerekli özeni göstermeli, koruma yükümlülüklerine uyması gerekir. İşte sözleşmenin kurulmasından önceki kusurlu davranıştan doğan bu sorumluluğa culpa in contrahendo adı verilmektedir.

 

            Culpa in contrahendo sorumluluğu, ana hatlarıyla, “sözleşmenin kurulmasından önce, henüz görüşmeler safhasında tarafların, kusurlu davranışlarıyla birbirlerine verdikleri zararlardan sorumluluğu” olarak tanımlanabilir. Burada, culpa in contrahendo sorumluluğunu sözleşme sorumluluğundan ayıran nokta, taraflar arasında henüz bir sözleşme ilişkisinin kurulmamış olması; haksız fiil sorumluluğundan ayıran nokta ise, taraflar arasında sözleşme görüşmelerine girişmekle somutlaşan bir işlem temasının başlamış bulunmasıdır. Bu bakımdan culpa in contrahendo sorumluluğu, borçlar hukuku sistemimizin klasik sorumluluk türlerinin dışında kalan bir sorumluluk hali olarak belirmekte ve bu durum, söz konusu sorumluluğun kaynağının, farklı kurum ve esaslar çerçevesinde araştırılmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Nitekim bugün yerli ve yabancı hukuk doktrinlerinde, karşılıklı irade beyanlarından veya hukuka aykırı bir müdahaleden bağımsız olarak, sadece sözleşme görüşmelerine başlamakla kurulan ve temelini MK. m. 2’de bulan bir hukuki ilişkiden bahsedilmeye başlanmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

            İNAL, öngörüşmelerin öneminin kendini iki alanda gösterdiğini belirtmiştir.

1-Her iki tarafa da, hukuken müeyyidelere bağlanmış bazı borçlar, öngörüşmelerden itibaren yüklenmektedir.

2- Hukuki işlem eğer kurulursa, öngörüşmeler gerektiğinde sözleşmenin yorumlanmasında yardımcı olabilecektir.

 

            Sözleşme öncesi sorumluluk bir hukuki işlemin yapılması sırasında veya buna ilişkin görüşmelerde etkili olan dürüstlük kuralının getirdiği özen borcunun müeyyidesi olarak ele alınır.

 

            İNAL, sorumluluk hukuku açısından var olan sözleşme ve haksız fiil sorumluluklarında sözleşme sorumluluğu ilkelerinin haksız fiil sorumluluğu ilkelerine göre daha etkili bir koruma sağlamaktadıri şeklinde ifade etmiştir.

            Halksız fiil sorumluluğunda;

            1-Kusur unsurunun ispatlanmasının zarar görene yükletilmesi,

            2- İki yıllık zamanaşımına (TBK m72) tabi olmak ve

            3-Yardımcı şahıs tarafından sebep olunan bir zarar halinde, kurtuluş delilinin getirilmesinin mümkün olması demektir.

            Sözleşme sorumluluğunda ise;

            1-Borçlunun, kusursuz olduğunu ispatlaması gerekmekte, yani zarar gören, diğer tarafın kusurunu ispatlamak durumunda bırakılmaktadır.

            2-On yıllık zamanaşımı uygulanmakta ve özellikle,

            3-Diğer taraf, yardımcılarının kusurundan sorumlu tutulmaktadır.

 

            İsviçre ve Türk Hukuku’ nda, haksız fiiller ve sözleşmelerden doğan sorumluluklar birbirinden ayrı tutulmuşturt. Haksız fiil sorumluluğunda ve akdi sorumlulukta, kusur unsuru müşterek bulunmaktadırt. Haksız fiillerin tipik özelliği ise hukuka aykırılık unsurudurt.  Buna iki sorumluluk tipinde farklı veya biri diğerine eşdeğer olarak rastlanmaktadırt. Taraflar arasındaki sözleşmenin ihlal edilmesi haksız fiillerin hukuka aykırılığına eşdeğerdirt. Oysa sözleşmeden doğan bir hakkın ihlal edilmesi ise, haksız fiil tanımına uymamaktır. Haksız fiil alanında hukuka aykırılık yazılı veya yazılı olmayan bir hukuk kuralının, bir davranış kuralının ihlal edilmesidirt.

 

             2-Sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluğun hukuki niteliği

            A-Haksız fiil görüşü

            Haksız fiil görüşünde, sözleşmenin kurulmasından önceki sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk niteliği gereği bir haksız fiil sorumluluğudır2. Sözleşmeden doğan sorumluluk, sözleşmenin kurulmasını ve içerdiği bir yükümlülüğün ihlalini gerektirir. Oysa burada sözleşme öncesi bir davranıştan doğan zarardan sorumluluk söz konusudur.

            Sözleşme görüşmelerinden doğan zararın tazmini TBK 49. Maddesi gereğidir.

  A. Sorumluluk

I. Genel olarak

MADDE 49- Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

 

            Tazminatın şartları, zarar, zarar verenin davranışı, bu davranışla zarar arasında uygun illiyet bağı, hukuka aykırılık ve kusurdur. Sözleşme görüşmelerindeki sorumluluk haksız fiil sorumluluğu olduğuna göre; tazminat talebi de İlke olarak iki yıllık zamanaşımına tabidir.  TBK 72. Maddesine göre;

 

  C. Zamanaşımı

I. Kural

MADDE 72- Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.

Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir.

 

Sözleşme görüşmelerinin sahip olduğu zarar, yardımcı kişilerin davranışlarından doğarsa TBK 66. Maddesine göre;

  II. Özen sorumluluğu

1. Adam çalıştıranın sorumluluğu

MADDE 66- Adam çalıştıran, çalışanın, kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür.

Adam çalıştıran, çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken, zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse, sorumlu olmaz.

Bir işletmede adam çalıştıran, işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe, o işletmenin faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle yükümlüdür.

Adam çalıştıran, ödediği tazminat için, zarar veren çalışana, ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu hakkına sahiptir.

 

            Sorumlu olacaktır. Kusuru ispat yükü de, haksız fiil sorumluluğuna uygun olarak zarar gören görüşmeciye düşer.

 

            B-Sözleşmeden doğan sorumluluk görüşü

            Bu görüşe göre ise, sözleşme görüşmelerinden doğan zarardan sorumluluk niteliği itibariyle sözleşme sorumluluğu veya sözleşme sorumluluğu benzeri bir sorumluluktur3. Bu görüşe göre sözleşme görüşmelerinin başlamasıyla görüşenler arasında sözleşme benzeri bir güven ilişkisi doğar4. Görüşülmeye başlanan sözleşme daha sonra ister kurulsun ister kurulmasın, ister geçerli ister geçersiz olsun, bu ilişki, görüşmelere başlayan taraflara birbirine özen gösterme, birbirini aydınlatma ve koruma yükümlülüğü yükler5.

            Sözleşme öncesi sorumluluk alanını daraltan sözleşme görüşü. İsviçre Hukukunda rağbet görmemiştir. Çünkü sözleşmenin kurulmasından öncesindeki bir safhaya ait olan davranışların, ileride tamamlanacak olan sözleşmeden doğan borçları ne şekilde etkileyerek ihlal edileceği hususu tam olarak açıklanmamıştır. Türk, Alman ve İsviçre Hukuk’ larında, henüz kurulmamış veya geçerli olarak kurulmamış olan bir sözleşmenin meydana gelişinden önceki bir safhaya ait fiil ve işlemlere, sözleşmeden doğan bir hukuki etki yansıtabilmesi mümkün değildir. Sözleşmeyi kurma safhasında, tarafların özen gösterme sorumluluğunun ölçüsü, henüz kurulmamış olan sözleşmeyle belirlenemeyecektir.

            Sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk sözleşme sorumluluğu olduğu için, tazminat talebi TBK 146. Maddesine göre;

  A. Süreler

I. On yıllık zamanaşımı

MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.

 

                        On yıllık zamanaşımına tabidir. Görüşenlerin yardımcılarından dolayı sorumlulukları da,  borçlunun yardımcıları nedeniyle sorumluluğunda olduğu gibi TBK 116. Madde hükmü gereğince;

  3. Yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk

MADDE 116- Borçlu, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını, birlikte yaşadığı kişiler ya da yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür.

Yardımcı kişilerin fiilinden doğan sorumluluk, önceden yapılan bir anlaşmayla tamamen veya kısmen kaldırılabilir.

Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun yardımcı kişilerin fiillerinden sorumlu olmayacağına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.

 

            Sorumlu tutulacaktır. Kusuru ispat yükü ise TBK 112. Madde hükmü gereğince

  A. Borcun ifa edilmemesi

I. Giderim borcu

1. Genel olarak

MADDE 112- Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.

 

            Zarara neden olan görüşmeci, kusursuz olduğunu ispatla zorunludur.

            C-Kendine özgü sorumluluk görüşü

            Kendine özgü sorumluluk görüşünü savunanların ortak özelliği, sözleşme öncesi sorumluluk konusunu kesin bir şekilde sözleşme veya haksız fiil sorumluluğu olarak değerlendirmekten kaçınmalarıdır. Bu görüşü savunanlar hem akdi hem de akit dışı sorumluluğa ait unsurları her olayın kendine özgü şartları altında barındırdığından sorumluluğun hukuki niteliğini sözleşme veya haksız fiil sorumluluğuna indirgemek mümkün değildir. Kendine özgü sorumluluk görüşünde sorumluluk sadece sözleşme veya sadece haksız fiili bağlamak doğru değildir. Burada dikkat edilmesi gereken husus bu sorumluluğun ne şekilde nitelendirildiği değil sorumluluğa hangi hükümlerin uygulanması gerektiğidir. Burada zamanaşımı, ispat yükü, yardımcı kişilerin sorumluluğu gibi hususların sorumluluk açısından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu görüşte sorumluluğun belirtildiği somut olaydan ayrı tutulmaksızın, her bir münferit olay bakımından ayrı ayrı nitelendirilmeli ve bu nitelendirmeye uygun hükümlere tâbi tutulmalıdır.

 

            3-Sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk halleri

            A-Kanunda düzenlenen görüşme sorumluluğu halleri

            Türk Borçlar Kanunumuzda sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluğu düzenleyen genel bir kural bulunmamaktadır. Buna karşılık, Türk Borçlar Kanunumuzda ve Medeni kanunumuzda bulunan bazı maddelerde ve uygulama alanında örnek olabilecek bazı olaylara bu tür sorumluluğa ilişkin münferit hükümler ve uygulama hallerini görmek mümkündür4.

 

aa-Kendi kusuruyla yanılan tarafın, sözleşmeyi iptal etmesinden dolayı karşı tarafın             uğradığı zarardan sorumluluğu

            Türk Borçlar Kanununda yer alan 35. Madde hükmüne göre;

   4. Yanılmada kusur

   MADDE 35- Yanılan, yanılmasında kusurlu ise, sözleşmenin hükümsüzlüğünden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Ancak, diğer taraf yanılmayı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, tazminat istenemez.

Hâkim, hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda, ifadan beklenen yararı aşmamak kaydıyla, daha fazla tazminata hükmedebilir.

 

            Yanılma nedeniyle sözleşmeyi iptal eden taraf, yanılma kendi kusurundan ileri gelmişse, sözleşmenin bu surette iptalinden doğan zararı tazminle yükümlüdür5. Böyle bir durumda hakkaniyet gereği, hakim zarar gören tarafa daha fazla tazminata hükmedebilir. Burada dikkat edilmesi gereken konu kendi kusuruyla yanılan tarafın sözleşmeyi iptal etmesi nedeniyle diğer tarafın uğradığı menfi zarardan, sonrada hakkaniyet gerekirse bu zarararı aşan diğer zarardan (müspet zarardan) sorumluluğu, niteliği itibariyle sözleşme görüşmelerinden doğan bir sorumluluktur. Burada hem tazminat yükümlülüğühem de yanılma nedeniyle sözleşmenin iptali, aslında sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluğun bir sonucudur6.

 

 

bb-Temsil olunanın temsilciye verdiği temsil belgesini geri almamasından dolayı     iyiniyetli üçüncü kişilerin uğradığı zarardan sorumluluk

            Türk Borçlar Kanunumuzun 44/2. Maddesi gereği;

  c. Yetki belgesinin geri verilmesi

MADDE 44- Temsilciye yetki belgesi verilmişse, yetkinin sona ermesi durumunda temsilci, bu belgeyi temsil olunana geri vermekle veya hâkimin belirleyeceği yere bırakmakla yükümlüdür.

Temsil olunan veya halefleri, temsilcinin belgeyi geri vermesi için gerekeni yapmazlarsa, bundan dolayı iyiniyetli üçüncü kişilerin zararını gidermekle yükümlüdürler.

 

            Temsil olunan kişinin, temsilciye vermiş olduğu yetki belgesinin geri verilmesini, bu yetkiyi aldıktan sonra geri isteyemez ve bu arada yetkisiz temsilcinin iyiniyetli üçüncü kişilerle yaptığı işlemlerin hükümsüzlüğü yüzünden bu kişiler zarara uğrarlarsa, temsil olunan bu zarardan sorumludur. Bu sorumlulukta niteliği itibariyle görüşme sorumluluğudur.

 

            cc-Yetkisiz temsilcinin sorumluluğu

            Yetkisiz temsilcinin üçüncü kişiyle yaptığı sözleşmeyi temsil olunanaın onamaması halinde de sözleşmenin hüküm ifade etmemesinden doğan zarardan sorumluluk, niteliği itibariyle kanunda düzenlenmiş bir görüşme sorumluluğu halidir6.

 

dd-Başlangıçtaki imkansızlık nedeniyle sözleşmenin butlanından doğan zarardan  sorumluluk

            Türk Borçlar Kanunumuzun 27/1. Maddesi gereği;

II. Kesin hükümsüzlük

MADDE 27- Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.

Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur.

 

            Başlangıçtaki imkansızlık sözleşmenin kesin hükümsüzlüğünü doğurur. Ancak, sorumluluğu belirtmediği için böyle bir sonuç yetersizdir. Bu nedenle, taraflardan biri sözleşmenin kurulduğu anda borçlandığı edimin ifasının imkansız olduğunu biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, sözleşme batıl olsa bile, bu davranışı bir sözleşme öncesi sorumluluk hali oluşturduğundan, karşı tararfın uğradığı zararı tazmin etmek zorundadır7.  Çünkü bu kişi kusurlu davranışıyla sözleşmenin butlanı sonucunu doğurmuştur. Burada tazmin edilecek zarar karşı tarafın sözleşmenin butlanı nedeniyle uğramış olduğu menfi zarardır.

 

            B- Doktirin ve uygulamada kabul edilen görüşme sorumluluğu halleri

            aa-Görüşme sırasında kusurlu olarak yanlış bilgi verenin sorumluluğu:

            Bilgi alan veya bilgi veren arasında vekalet veya danışmanlık sözleşmesi varsa, yanlış bilgi verenin sorumluluğu TBK 506. Ve 112. Madde hükümlerine göre;

  A. Borcun ifa edilmemesi

I. Giderim borcu

1. Genel olarak

MADDE 112- Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.

 

  2. Şahsen ifa, sadakat ve özen gösterme

a. Genel olarak


Yorumlar